LİDERLİK BİR SANATTIR — METODOLOJİM
Liderlik literatürü yüzyıllardır tek bir kaynaktan beslenir: savaş. Sun Tzu'dan Clausewitz'e, Napoleon'dan modern stratejik yönetime kadar liderlik eğitiminin omurgası askeri metaforlarla örülüdür. Pazar savaşı, rekabet cephesi, taktik, düşman analizi, fethetmek... İş dünyasının günlük dili, bir savaş alanının terminolojisidir. Ama bu dilin görünmez bir bedeli var: her ilişki bir güç mücadelesine, kazanmak tek amaca, daimi stres normal hâle dönüşür. Yaratıcılık bastırılır, işbirliği değersizleşir. Ben farklı bir öneride bulunuyorum:
Liderlik bir savaş değil, bir sanattır.
Profesyonel koçluk yolculuğumun başında, kendi nişimi belirlerken hocalarımla yaptığım istişareler bana bir şey gösterdi: sanat, edebiyat ve koçluğu birleştirmek, hem benim doğal kimliğime uyuyor hem de boş bir alana hizmet ediyordu. Kendime sürekli sorduğum bir soru vardı:
"Neyi farklı yaparsam bir boşluğa hizmet eder?"
Önce sanatsal üretim koçluğu üzerinde çalıştım. Bir sanatçının üretim aşamasındaki kişisel blokajları, sabotörleri, mükemmeliyetçiliği — bu alanda iş çok netti. Sonra başka bir soru geldi: Peki ya liderlikte? VUCA dünyasında lider, hızlı aksiyon alma baskısı altında duygularına temas edecek vakti yokmuş gibi hisseder. Ama bir koçluk masasında duyguya temas, liderin yetkinliğini de besleyen en derin kapıdır. İkisi ayrı şeyler değil; aslında birbirinin anahtarıdır.
Bu noktada bir sıçrama yaptım:
Eğer liderliği savaş diliyle değil, sanat diliyle anlatabilirsek; lider hem insan tarafına temas eder, hem de yetkinliklerine zihin açıcı bir örnek bulmuş olur. Liderlerin takıldığı her nokta için bir sanatçı örneği geliştirdim. Sayı bir hedef değildi; yetkinlikler kendiliğinden 43 başlık altında toplandı, her biri için bir sanatçı eşleştirildi.
Liderlerin takıldığı her nokta için bir sanatçı örneği geliştirdim. Sayı bir hedef değildi; yetkinlikler kendiliğinden 43 başlık altında toplandı, her biri için bir sanatçı eşleştirildi.İşte Liderlik Bir Sanattır metodolojisi bu yolla doğdu.
Neden Sanatçı?
Çünkü sanatçı, lider olmak için iki tarafa da ihtiyacı olan insanın yegâne örneğidir.
Bir sanatçı hem derin duygusal temas içindedir — eserini başka türlü üretemez — hem de yüksek disiplinli yetkinlik taşır. Kendi sabotörleriyle yüzleşmiştir; mükemmeliyetçilikle, korkuyla, blokajla. Belirsizlikte üretmeyi öğrenmiştir. Vizyon ile günlük emek arasında denge kurmuştur.
Yani sanatçı zaten bir liderin yapması gereken her şeyi, kendi atölyesinde yapmaktadır.
Modern iş dünyası bir krizle karşı karşıya: odaklanma kaybı, tükenmişlik, anlam arayışı, değişim yorgunluğu. Liderlere sorulan soru hep aynı: "Bu kaosta nasıl liderlik yapılır?"
Cevap beklenmedik bir yerde — sanat tarihinde. Çünkü sanatçılar yüzyıllardır karmaşıklıkla yaşamayı, yaratıcı süreçleri yönetmeyi, başarısızlıkla başa çıkmayı, özgünlüğü bulmayı, uzun vadeli düşünmeyi ve toplumsal değişim yaratmayı öğrenmiştir. Modern liderliğin ihtiyacı olan her şey. Liderlik için bir savaşçıya değil, bir sanatçıya bakmak gerekir.
Yetenekle başla. Sistemle tamamla.
Yetenek, sanatçının doğuştan getirdiği şeydir. Sistem ise onu eserine dönüştüren disiplindir. Liderlik de aynıdır: doğal yetenek bir başlangıçtır, ama onu sürdürülebilir bir liderliğe çeviren şey, kişinin kendi sistemini kurmasıdır.
Bir Soru
"Ben nasıl bir lider olmak istiyorum? Bir general mi, yoksa bir sanatçı mı?"
Cevabınız ikincisiyse, doğru yerdesiniz.
[ Lider Koçluğu Hizmetimi Keşfedin → ]