top of page

YAZARLIK

Yazmak, benim için disiplinli bir gözlem pratiği. Kendime, başkalarına, dünyaya bakmanın bir biçimi.

Üç roman yazdım. Birbirinden bağımsız üç kitap gibi görünseler de aslında aynı sorunun farklı oyunlarla kuşatılmış halleri: modern çağda insan, gerçek olduğunu sandığı kurgudan nasıl uyanır?

Saklambaç saklanmayı sorar. Körebe görmeyi. Yakan Top döngüden çıkmayı. Üçü de çocukluğumuzdan tanıdığımız oyunlar — ama yetişkinliğimizde başka anlamlara bürünmüş halleriyle.

Eleştirel bir noktadan ele aldığım toplumsal zemin ve insanın modern dünya karşısındaki acziyeti, bir kişinin bile dönüşmesine vesile olsa benim için başarıdır.

KİTAPLARIM

SAKLAMBAÇ

KÖREBE

YAKAN TOP

wh_29dede70a.jfif
korebeeb045a94057dc8e8f70cb6af1b5ce999.png
wh_c7ac98c80.jfif

Timaş Yayınları, 2019

Edebiyatist Yayınevi, 2022

Edebiyatist Yayınevi, 2025

İlk romanım. Okurlarıyla konuşan, sorular sorarak onu kurmacaya dahil eden bir roman. İç içe geçen kurmacanın detaylarında modern çağ insanının duygusuzluğu ve doyumsuzluğu eleştiriliyor.

Romanın hemen başında bunun bir oyun olduğu ve bu oyunun bir kuralı olduğu ifade ediliyor. Saklambaç'ın okurları bu kuralı unutmamalı...

İlk romanımda kurmacanın olanaklarını zorladım ve okuru kurmacayı yeniden kurmaya davet ettim.

İkinci romanım, görmek üzerine. Peki neydi körebe? Gözleri bağlı ebenin, dokunup kaçanları görmeden yakalamaya çalıştığı bir oyun muydu? Yoksa omuz vurup giden herkesin gözlerinin kör olduğu, istese de yakalayamayacağı, kimsenin de onunla ebelemece oynamadığı kocaman bir boşluk mu?

Yok yok, biz ona hayat diyorduk, değil mi?

İnsanoğlunun neredeyse gözleri bağlı olarak dünyaya geldiği zamanlardayız ve hiç çözülmüyor bu bağ, açılmıyor gözleri. Kimsenin karşısındakini görmeye, dinlemeye, anlamaya ve hissetmeye vakti yok. Sürekli koşuyoruz ama hiçbir şeye yetişemiyoruz.

En sevdiklerimizi sonsuzluğa uğurlamaya bile...

Yarını bugünden yaşamak... Ümitsiz ve alelade bir hayat.

Üçüncü romanım. Aynı güne uyandığımız, aynı yollardan geçtiğimiz, aynı cümleleri kurup aynı olayları yaşadığımız ve aslında hiç farkında olmadığımız bir kurgunun içindeyiz. Peki bunu fark ettiğimizde hayatımız öncesi gibi olabilir mi?

Ya takıntı zannettiklerimiz, bu sıradanlığın içinden kurtulma çabasıysa?

Sıkıcı yaşamında günlerini takıntılarıyla geçiren bir öğretmenin; rutinin içinde rutin olmayan tek bir şeyi var: Kitaplar. Her akşam görebildiği ve hissedebildiği tek farklı an, kütüphanesinin rafları arasında.

Yakan Top, okuyucusunu günlük döngüsüyle yüzleştirirken, her akşam öğretmene okuttuğu kitaplarla bizi de hislerine ortak ediyor.

Üç Oyun, Bir Soru

Üç romanım da çocukluk oyunlarının isimlerini taşıyor:

Saklambaç, Körebe, Yakan Top.

Bu tesadüf değil.

Çünkü hepimiz, farkında olmadan, çocukluğumuzdan getirdiğimiz oyun kurallarıyla yaşamaya devam ediyoruz. Saklanıyoruz. Gözlerimiz bağlı yürüyoruz. Aynı döngülere giriyoruz.

Romanlarımda yapmaya çalıştığım şey, bu oyunların altındaki gerçek soruyu okurla birlikte sormaktır: Ben şu an hangi oyunun içindeyim? Ve bu oyunun farkında mıyım?

Bu soru, sonradan koçluk masamda bana en sık sorduğum sorulardan biri oldu.

Dİğer Yazılarım

Çok sayıda dergide çokça yazı yazdım. Uzunca bir süredir bunları derlemeye, toplamaya çalışıyorum.

Bununla birlikte kitap çalışmalarım devam ediyor.

Yazarlık ile koçluk birbirini besliyor. Bir karaktere bakarken sorduğum sorular, bir danışana bakarken sorduğum sorularla aynı. İkisi de aynı niyetin peşinde: gerçeği fark ettirmek.

bottom of page