top of page

Manifesto: Şuur Çağrısı

Şeyma Kısakürek Sönmezocak
 
İçinde yaşadığımız bu ülkenin tarihsel bütünlüğüne ve kıymetine olan inancım tartışmasızdır. Ne var ki modern çağla birlikte dünyanın her yerinde görünen ahlaki ve toplumsal çürüme, hepimizi etkisi altına almış durumda. Bu kaygı gerçek; ve bu kaygı, hepimize ait.

Yaptığım gözlemler bana şunu gösterdi: insanlar, kendi gayri ahlaki ya da gayri kanuni eylemlerini "o da yapıyor ne var ki?" ya da "ben yapınca mı problem oldu?" gibi yaklaşımlarla aklamaya, normalleştirmeye eğilimliler. Bizi kendi sorumluluğumuzu düşünmekten, kendi değerlerimizi keşfetmekten alıkoyan bu tutum, ülkemizi gittikçe kemiren bir kurt gibi çürütüyor.

Modern çağın dayattığı hız, bizi düşünmekten, durmaktan, sorumluluk almaktan uzaklaştırıyor. Farkında olmadan artan psikolojik sorunlardan nasıl sıyrılacağımızı bilemez halde oradan oraya koşturuyoruz.

Bir gençlik, bir gençlik, bir gençlik...
Zaman bendedir ve mekân bana emanettir şuurunda bir gençlik!
— Necip Fazıl Kısakürek

Üstadın bu meşhur dizeleri üzerinde derinleşirken, uzun zamandır zihnimi kurcalayan bir soru oldu: Üstad bize gerçekte ne anlatmak istiyor? Herkesin ağzına pelesenk olmuş bu cümlelerde asıl atlanan meselenin şuur meselesi olduğunu fark ettim. Önce şuuru idrak etmek gerekir ki sonra onu Üstad'ın bahsettiği zemine — zamana ve mekâna — taşıyabilelim.
Oysa zaman ve mekân itibarıyla unuttuğumuz, unutturulduğumuz bu çağda belki de ilk hatırlamamız gereken en önemli nokta şuurun kendisi.

Kişinin; "gerçek" sandığımız sistemin dışına çıkıp, kendi şuuru ile kendi varlığını, kendi yaratılışını idrak etmesiyle dönüşüm başlar. Sadece kendi ile meşgul olarak — "o bunu yapmış, bu şöyle demiş" gevezeliğinden sıyrılıp — "Ben ne yapıyorum? Neden varım?" gibi varoluşsal sorularla kendini bulma yolculuğuna çıkmak; tüm sistemi baştan yazacak bir başkaldırıdır.

İşte bu inançla sorduğum "Peki ben ne yapabilirim?" sorusu, beni hayatım boyunca farklı yollara çıkardı.

Üç roman, bir niyet

Toplumsal dönüşüme hizmet etmek, kendi payıma düşeni yapmak için üç roman yazdım. Eleştirel bir noktadan ele aldığım toplumsal zemin ve insanın modern dünya karşısındaki acziyeti, bir kişinin bile dönüşmesine vesile olsa benim için başarıdır.

Sergiler, aynı niyetin başka bir dili

Sergileri kürate ederken de aynı noktadan motive oldum. Yine Üstad'ın dediği gibi:

Güneş yenilenmez, güneşe bakan göz yenilenir.
— Necip Fazıl Kısakürek

Yeni bir perspektiften bakmak, alışılagelmişin dışına çıkabilmek, hatta "normal"in ne olduğunu sorgulamak — tüm sergi tasarımlarımdaki vazgeçilmez zemin oldu.

Koçluk, niyetin en doğrudan biçimi

Ve nihayet bu yol beni koçluğa getirdi. Çünkü toplumsal bir dönüşüm için, kişinin kendi dönüşümüne hizmet etmenin en değerli yol olduğuna inanıyorum. Profesyonel koçluğa başladığım günden bugüne kadar bir kişinin kendi dönüşümünün; bir ailede, bir ekipte, bir kurumda nasıl bir domino etkisi yarattığına defalarca tanık oldum. Bu inancımı her geçen gün daha da pekiştirdi.

Bu çağrı sizin için bir karşılık buluyorsa, beraber konuşalım.

bottom of page